
Dünya edebiyatının en büyük romancılarından biri olarak kabul edilen Fyodor Dostoyevski, yalnızca yazdığı eserlerle değil, yaşadığı sıra dışı hayat hikâyesiyle de tarihe geçti.
1849 yılında dönemin aydınlarının katıldığı Petraşevski Grubu toplantılarına katıldığı gerekçesiyle tutuklanan Dostoyevski, Çarlık Rusyası tarafından devlet düzenine karşı faaliyet yürütmekle suçlandı.
Aylar süren yargılamanın ardından verilen karar ağırdı:
İdam.
22 Aralık 1849 sabahı (yeni takvime göre 3 Ocak 1850), Dostoyevski ve arkadaşları kurşuna dizilmek üzere Semyonovsky Meydanı'na götürüldü. Mahkûmlar beyaz kefenler giydirilmiş, direklere bağlanmış ve infaz mangası hazır bekliyordu.
Tam ateş emri verilmek üzereyken bir süvari meydana geldi.
Çar I. Nikolay'ın gönderdiği emir okunmaya başlandı.
İdam cezası affedilmişti.
Ceza, dört yıl kürek mahkûmiyeti ve ardından zorunlu askerlik hizmetine çevrildi.
Tarihçiler, bu olayın Dostoyevski'nin hayatındaki en büyük kırılma noktası olduğunu belirtiyor. Sibirya'da geçirdiği yıllar boyunca insan psikolojisini, suç kavramını, vicdanı ve inancı çok daha derin şekilde sorgulamaya başlayan yazar, daha sonra kaleme aldığı eserlerinde bu deneyimlerini güçlü bir biçimde yansıttı.
Bugün dünya klasiklerinin arasında yer alan Suç ve Ceza, Budala, Ecinniler, Yeraltından Notlar ve Karamazov Kardeşler, yalnızca edebiyatın değil; psikoloji, felsefe ve insan doğası üzerine yapılan çalışmaların da temel eserleri arasında gösteriliyor.
Uzmanlara göre Dostoyevski'nin romanlarını benzersiz kılan en önemli unsur, insan ruhunun en karanlık yönlerini bile cesaretle anlatabilmesiydi.
Belki de bunun nedeni, ölümün insan üzerindeki gerçek etkisini bizzat yaşamış olmasıydı.
Kurşuna dizileceğini düşündüğü o birkaç dakika, yalnızca bir insanın kaderini değil; dünya edebiyatının yönünü de değiştirdi.
Bugün Dostoyevski'nin eserleri onlarca dile çevrilmiş durumda ve milyonlarca okur tarafından okunmaya devam ediyor.

Yorum Yazın