
arih boyunca birçok gizem çözüldü, kayıp şehirler bulundu ve unutulan uygarlıklar gün yüzüne çıkarıldı. Ancak bazı sırlar, aradan geçen yüzyıllara rağmen hâlâ çözülemiyor. İşte bunlardan biri de dünyanın en esrarengiz el yazması olarak kabul edilen Voynich El Yazması.
Yaklaşık 240 sayfadan oluşan bu eser, bilinmeyen bir alfabe ile kaleme alınmış durumda. Sayfalarında daha önce hiçbir bilimsel kaynakta yer almayan bitki çizimleri, gökyüzü haritaları, yıldız sembolleri, astrolojik şekiller ve gizemli figürler bulunuyor. Bu nedenle araştırmacılar, kitabın tek bir konuyu değil; botanikten astronomiye, tıptan simyaya kadar farklı alanları kapsayabileceğini düşünüyor.
Karbon tarihleme analizleri, el yazmasının 1404-1438 yılları arasında hazırlandığını gösteriyor. Ancak kitabın yazarı kesin olarak bilinmiyor. Tarih boyunca Roger Bacon'dan Leonardo da Vinci'ye kadar birçok isimle ilişkilendirilse de bu iddiaları doğrulayan kesin bir kanıt bulunmuyor.
Kitap adını, 1912 yılında eseri satın alan Polonyalı kitap koleksiyoncusu Wilfrid Voynich'ten alıyor. O günden bu yana dünyanın en önemli kriptologları, tarihçileri ve dil bilimcileri metni çözmeye çalıştı. II. Dünya Savaşı sırasında Enigma şifresini çözen uzmanlar dahi bu el yazmasının sırrını çözmeyi başaramadı.
Günümüzde yapay zekâ destekli analizler de el yazması üzerinde uygulanıyor. Bilgisayar algoritmaları metindeki karakter dizilimlerini inceleyerek belirli dil kalıpları tespit etmeye çalışıyor. Ancak bugüne kadar kabul gören kesin bir çözüm ortaya konulamadı.
Bazı araştırmacılar kitabın şifrelenmiş gerçek bir eser olduğunu savunurken, bazıları ise dönemin insanlarını etkilemek amacıyla hazırlanmış ustaca bir aldatmaca olabileceğini öne sürüyor. Buna rağmen metindeki karakterlerin belirli bir düzen göstermesi, birçok uzmana göre bunun rastgele oluşturulmuş bir yazı olmadığını düşündürüyor.
Not: Voynich El Yazması'nın çözüldüğünü öne süren çeşitli araştırmalar bulunmaktadır. Bunlardan biri de Ahmet Ardıç ve ekibinin Eski Türkçe temelli çözümleme çalışmasıdır. Ancak bu yaklaşım, uluslararası akademik çevrelerde henüz genel kabul görmüş bir çözüm olarak değerlendirilmemektedir.

Yorum Yazın