• Ertelenmiş Ceset: Bilim ile Vicdan Arasında Karanlık Bir Deney
    • Ertelenmiş Ceset: Bilim ile Vicdan Arasında Karanlık Bir Deney
      Ertelenmiş Ceset: Bilim ile Vicdan Arasında Karanlık Bir Deney
      Kanseri tedavi ettiğine inanan bir bilim insanı, bürokrasiyi aşmak adına ölümcül deneylerini yoksul insanların üzerinde uygular. Bilimsel hırs, etik sınırlar ve insan vicdanını sorgulatan "Ertelenmiş Ceset", okuru son sayfasına kadar gerilim içinde tutan çarpıcı bir psikolojik öykü.
      30.06.2026 - 16:29 | Son Güncelleme:30.06.2026 - 16:29
      Abdel Latif Moubarak

      Ertelenmiş Ceset
      Öykü: Abdüllatif Mübarek – Mısır

      Saat üçü çoktan geçmişti. Elektronik mikroskop, Dr. Asım'ın yüzüne mavi gölgeler yansıtıyordu. Önünde, içinde "Serum X-7" bulunan küçük bir cam şişe duruyordu. Kanser üzerine yürüttüğü beş yıllık araştırmalar boşa gitmek üzereydi; çünkü Dünya Sağlık Örgütü ve denetleme kurulları, hayvanlar üzerinde yedi yıl daha klinik deney yapılmasını şart koşmuştu.

      Asım, acı bir tebessümle kendi kendine fısıldadı:

      "Yedi yıl mı? Yedi yılda milyonlar ölecek. Dünyanın bir kurtarıcıya ihtiyacı var ve kurtarıcılar bürokratların iznini beklemez."

      Çantasını hazırladı, şişeyi aldı ve ertesi gün laboratuvara değil, şehrin en karanlık sokaklarına gitmeye karar verdi.

      Kimsenin kimlik ya da ruhsat sormadığı "Eşeşü'l-Milh" (Tuz Gecekonduları) mahallesinde ücretsiz bir klinik açtı. Mahalle halkı onu bedava tedavi eden merhametli bir doktor sanıyordu. Oysa Asım için burası, insan deneyleri yapabileceği kusursuz bir laboratuvardı.

      Hastalarını dikkatle inceliyor, ölümün eşiğine gelmiş kanser hastalarını seçiyordu. Yazılı onaya ihtiyacı yoktu. Gözlerindeki umut, onun ölümcül serumunu enjekte etmesi için yeterliydi.

      İlk hastası, akciğer kanserinin son evresindeki ellili yaşlarında Suad isimli bir kadındı.

      Asım, Serum X-7'nin ilk dozunu enjekte etti.

      O gece hiç uyumadı.

      Kadının başucunda oturdu, nabzını takip etti ve kendi kendine mırıldandı:

      "Ölen ölsün, yaşayan yaşasın... Önemli olan hakikatin doğmasıdır."

      Suad sabahı göremedi.

      Şiddetli kasılmaların ardından akciğerleri tamamen durdu. Serum, tümörü değil sinir sistemini hedef almıştı.

      Asım hiçbir pişmanlık hissetmedi.

      Kara kaplı defterini açtı ve not düştü:

      1. Doz: Başarısız.
      Sebep: Karbonat oranı yüksek.
      Formül revize edilmeli. Oran %15 azaltılmalı.
      Kurbanlar, küresel şifa denklemindeki rakamlardan ibarettir.

      Yoksul mahallede ölüler sessizce gömülüyordu.

      Otopsi yapılmıyordu.

      Kimse soru sormuyordu.

      Asım deneylerine devam etti.

      İkinci...

      Üçüncü...

      Dördüncü hasta...

      İki hafta içinde üç kişi daha öldü.

      Birinin gözlerinden kan geldi.

      Birinin kalbi aniden durdu.

      Bir diğeri nefes alamadan can verdi.

      Asım, ölümleri bir kimyagerin deney tüpündeki reaksiyonları izlemesi gibi izliyordu.

      Her ceset, formülün biraz daha değişmesine neden oluyordu.

      Yedinci denemede ise beklediği mucize gerçekleşti.

      Kerim...

      Yirmili yaşlarında lösemi hastası genç bir adam.

      Yeni formül uygulandı.

      Üç gün sonra yapılan incelemelerde kanserli hücrelerin yüzde sekseni yok olmuştu.

      Asım çılgına döndü.

      Kerim'e sarıldı.

      Boş kliniğin içinde avazı çıktığı kadar bağırdı:

      "Ben bir dahiyim! Tedaviyi buldum!"

      Kendi kendine şöyle düşündü:

      "Kanunu çiğnemek doğru karardı. Asıl engel bürokratlardı."

      Fakat mutluluğu sadece iki gün sürdü.

      Beşinci gün Kerim yeniden kliniğe geldi.

      Kanseri büyük ölçüde gerilemişti.

      Ama böbrekleri tamamen iflas etmişti.

      Derisi parçalar halinde dökülüyordu.

      Kerim korku dolu gözlerle doktora baktı.

      "Bana ne yaptın doktor?"

      Asım gerçeği anladı.

      İlaç kanseri öldürüyordu.

      Ama insanı da öldürüyordu.

      Önünde iki seçenek vardı.

      Kerim'i kurtarmaya çalışmak...

      Ya da deneyi tamamlamak.

      İkinci yolu seçti.

      Notlarını tamamlayabilmek için Kerim'in yavaş yavaş ölmesini izledi.

      Mahallede söylentiler yayılmaya başladı.

      "O kliniğe giren geri dönemiyor..."

      Korku büyüdü.

      Fakat Asım'ın peşini daha büyük bir şey bırakmıyordu.

      Kâbuslar...

      Her gece Suad'ın, Kerim'in ve diğer kurbanlarının yüzleri gözlerinin önüne geliyordu.

      Başını sallıyor ve kendi kendine aynı cümleyi tekrar ediyordu:

      "Tarih kurbanları hatırlamaz. Tarih sadece kanseri yenen doktorun adını yazar."

      Art arda yaşanan ölümler sonunda dikkat çekti.

      Bir laboratuvar asistanının ihbarı üzerine polis ve sağlık müfettişleri kliniğe baskın düzenledi.

      İçeri girdiklerinde Asım'ı; Serum X-7 şişeleri, kara defteri ve önünde hâlâ sıcaklığını koruyan son kurbanın cesediyle buldular.

      Müfettiş öfkeyle bağırdı:

      "Sen bir katilsin! İnsanları deneylerin için öldürdün!"

      Asım ise kahkahalar atarak cevap verdi:

      "Ben yedi kişiyi öldürdüm ama insanlığı kurtardım! Araştırmalarıma bakın! İlaç yüzde doksan hazır! Eğer ben bekleseydim milyonlarca insan ölecekti!"

      Mahkeme onu ömür boyu hapse mahkûm etti.

      Beyaz doktor önlüğü artık yoktu.

      Yerini mavi mahkûm kıyafeti almıştı.

      Hücrede laboratuvarı da yoktu.

      Yalnızca elindeki küçük bir kömür parçasıyla duvara son formülünü yazmaya devam ediyordu.

      Özgürlüğünü kaybetmişti.

      Mesleğini kaybetmişti.

      İnsanlığını kaybetmişti.

      Ama hâlâ aynı delice gülümsemeyle duvara bakıyordu.

      Bir gün dünyanın o duvardaki formülü bulacağına...

      Arkasında bıraktığı kan denizini unutacağına...

      Ve ilacı kullanarak onu bir kahraman ilan edeceğine bütün kalbiyle inanıyordu.

      EDEBİYAT MAGAZİN GAZETESİ

      Yorum Yazın

      Yorum yazarak topluluk kurallarımızı kabul etmiş bulunuyor ve tüm sorumluluğu üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan emagazin hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.