
Erhan Özdemir: Öncelikle sizi okurlarımıza biraz tanıtır mısınız? Seda Temel kimdir?
Seda Temel: Merhaba, ben Seda Temel. 1990 Diyarbakır doğumluyum. İlkokul yıllarım Balıkesir’de, ortaokul ve lise yıllarım ise Bursa’da geçti. İlk tayin yerim olan Bingöl’de kısa süre görev yaptıktan sonra Bursa’ya geri döndüm. Şu anda Bursa’nın ilçesi İznik’te yaşıyorum.
Mesleğim ebe. İnsanların en özel, en umut dolu ve mucizelerle dolu anlarına hem tanıklık ediyor hem de yardımcı oluyorum. Böyle muhteşem bir meslek seçtiğim için çok mutluyum. Şimdilerde ise gençlik hayalim olan yazarlığa başladım. Yazarlığın vermiş olduğu hazzın tarifini sözlerle anlatmam mümkün değil.
Erhan Özdemir: Yazmaya nasıl başladınız? Sizi edebiyata yönelten özel bir an ya da kırılma noktası oldu mu?
Seda Temel: Yazmaya herhangi bir zamanda karar vermedim. Lise yıllarında aklıma gelen, dile getiremediğim tüm duyguları defterime yazmakla başladım. Zamanla içimde biriken bütün duyguları şiire döktüm ve anladım ki bana en iyi gelen şey yazmak.
İlk romanımın yazılma serüveni uzun yıllara dayanıyor. Aslına bakarsanız ben yıllarca gizlenen, dile gelmeyen bir hikâyenin yüreklerde değil, kalem ve kâğıtta can bulmasını istedim. Bir gün ansızın kendimi yazmaya başlamış buldum.
Şundan eminim ki bazı sessizlikler bir tek yazıyla konuşabiliyor. Beyaz Atlı Katil romanım tam olarak bastırılmış seslerin, çalınmış hayatların hikâyesi; üstelik gerçek.
Erhan Özdemir:Beyaz Atlı Katil nasıl bir hikâye anlatıyor? Romanın çıkış noktası nedir?
Seda Temel: Eserim, 1958 yılında Diyarbakır’ın ücra bir köyünde yaşamış öz halamın hikâyesi. O günün şartlarında törenin ve doğru bilinen yanlışların gölgesinde filizlenen büyük bir aşkı, kadınların günümüzde bile bitmek tükenmek bilmeyen cefasını ele alıyor.
Gerçek bir hayat hikâyesinin biraz hayal, biraz da kurguyla harmanlanmış hâli diyebiliriz. Okurunu hem gülümsetecek hem duygulandıracak; en önemlisi de doğru bilinen yanlışların nelere mâl olabileceğini gösterecek.
İnsanları yargılamadan önce tekrar tekrar düşünmeyi öğretmesi de benim en büyük umudum.
Erhan Özdemir: Yazma rutininiz nasıl? Bir romana başlarken planlı mı ilerlersiniz, yoksa hikâyenin sizi götürdüğü yere mi gidersiniz?
Seda Temel: Ben plan ve program dâhilinde ilerlemeyi seven biriyim. Disiplinin sadece hayatımızda değil, yaptığımız her işte büyük önem taşıdığını düşünüyorum. Yazmak benim için istikrarın, disiplinin ve cesaretin meyvesi.
Yazmaya başlamadan önce hayal edip zihnimde canlandırmam gerekiyor. Sonra aklıma düşen ilk cümleyle başlıyorum. Yazarken sessizlik benim için çok önemli. Bu yüzden gece yazmayı tercih ediyorum. Aslında ben en çok geceyi, gecenin o eşsiz derinliğini seviyorum.
Beni yakalayan o tek cümleyle başlıyorum, gerisi kendiliğinden geliyor. Tabii bazen ilhamın gelmediği zamanlar da oluyor. Ama önemli olan istikrar. İçime sinmeyen şeyler yazıyor olsam bile bırakmıyorum.
Erhan Özdemir: Romanınızdaki karakterleri oluştururken nasıl bir yol izlediniz? Gerçek kişilerden ne ölçüde beslendiniz?
Seda Temel: Bu romanımdaki karakterlerin birçoğu benim de tanıma şansımın olduğu kişilerdi. O yüzden yazarken onları konuşturmak hiç zor olmadı.
Tanıma şansım olmayan karakterler de kalemimde can bulduktan bir süre sonra kendi hayatlarını yaşamaya başladılar. Bazen hiç planlamadığım kararlar aldılar, bazen planlarımın ötesinde mükemmel oldular. Doğrusu birçok yerde beni bile şaşırttılar.
Bir karakter yaşamaya başladığında ve bunu size hissettirdiğinde artık bağımsız olabiliyor. Bu his mükemmel bir şey.
Erhan Özdemir: Yazarlık sürecinde öğrendiğiniz ve bugün geriye baktığınızda “Keşke daha önce bilseydim” dediğiniz bir şey var mı?
Seda Temel: Mükemmel cümleyi beklemek yerine akla ilk gelen cümleyle başlamak gerekiyormuş. İstikrar dediğim şey aslında bu.
Ünlü komedyen Tolga Çevik’in anlattığı bir anısından sonra bunu daha iyi anladım. Bilgisayarın ya da defterin, kalemin başında biz olabiliriz ama yazdıran belli. Kader bile gayrete âşıkken yazmak beklemez.
Akla ilk gelen şeyle başlayıp doldurduğunuz sayfayı düzenlemek kolay. Mesele boş sayfayı doldurmakta. Zira boş sayfa düzenlenemez, öyle değil mi?
Erhan Özdemir: İlhamınızı en çok nereden alıyorsunuz?
Seda Temel: İlhamı en çok yaşanmış hikâyelerde, evlerde, sokaklarda; kısacası ruhu olan her şeyde buluyorum. Bazen bir denize bakarken, bazen yakamozun derinliğinde kaybolurken, bazen çok uzaklarda yanan bir evin ışığında...
Aslında ilham insanın içinde. Nereye baktığınızdan ziyade nasıl gördüğünüzle alakalı bence.
Tabii insanın içinde biriken, anlatamadığı duyguların yeri apayrı. O duygular biriktikçe volkan olup satırlara taşar ve en güzel şiirler, romanlar, yazılar, şarkılar öyle doğar. İnsanın yüreğine en çok dokunan da böylesidir.
Erhan Özdemir: Edebiyat dünyasında kalemini kendinize yakın hissettiğiniz yazar ve şairler kimler?
Seda Temel: Ben en çok anlatımı akıcı, kaleminin gücü sivri yazarları severim. İnsan ruhuna dokunan ve iz bırakanları...
Zülfü Livaneli’nin Serenad kitabı başta olmak üzere tüm eserleri öyledir. Ahmet Ümit okumayı çok severim ve bütün kitaplarını okudum.
Şairleri pek ayırt edememekle birlikte Nâzım Hikmet, Orhan Veli Kanık, Cemal Süreya ve Yılmaz Erdoğan’ın şiirlerini çok severim. Şiir için şunu da eklemek isterim: Hangi şair olduğundan ziyade okuduğum andaki duygularım çok önemli. O an bana ve yüreğime dokunuyorsa benim için yeterlidir.
Erhan Özdemir: Bundan sonraki eserlerinizde hangi temaların izini sürmek istiyorsunuz?
Seda Temel: Henüz edebiyata kazandırdığım tek eserim var ama öyle tahmin ediyorum ki aşkı, umudu, kadını, sessiz çığlıkları, saf sevgiyi ve adaleti birçok eserimde dile getirmeye devam edeceğim.
Bunlar maalesef günümüzde bile kanayan yaralar. Bu düşünceme itiraz edecek birçok insan olduğunu biliyorum. Bunun da birçok insanın sadece kendi dünyasında yaşayıp olan bitene göz kapamasından kaynaklandığını düşünüyorum. Bu yüzden kitaplarda açılan o dünyalarda anlatmanın etkili olacağına eminim.
Erhan Özdemir:Beyaz Atlı Katil yayımlandıktan sonra okurlarınızdan sizi en çok etkileyen yorum ne oldu?
Seda Temel: Çok sevdiğim bir ablam beni arayarak, “Sanki köyümde, çocukluğumun geçtiği o masum günlerde yaşıyor gibiyim” dedi.
Ben kitabımı yazarken en çok bunu dikkate aldım: Okuyucu kendisini hikâyenin içinde hissetsin ve yaşasın. Bu yönde aldığım olumlu dönüşler benim için adeta ödül oldu.
Ben de okuduğum bütün hikâyelerde bir karaktere bürünmeyi ve onun yaşadığı duyguları yaşamayı çok severim. Kendi kitabımın da bunu başarmış olması çok hoş.
Erhan Özdemir: İlk kitabınızı yayımlama sürecinde sizi en çok zorlayan şey neydi?
Seda Temel: Sektöre girmeden önce ben de yazarlığın sadece yazmaktan ibaret olduğunu düşünüyordum. Muhtemelen birçok insan da böyle düşünüyordur ama maalesef öyle değil.
Yazmak işin ilk adımı ve benim için en güzel anı. Yayıncılık kısmına geçildiği zaman büyük bir sabır, özveri ve emek süreci başlıyor. Bence işin en zor kısmı da bu. Özellikle benim gibi ilk kitabını bastıran bir yazarsanız.
Erhan Özdemir: Üzerinde çalıştığınız yeni bir kitap veya proje var mı?
Seda Temel: Evet, yeni bir projem var. Çok fazla ipucu vermemek kaydıyla şunları söyleyebilirim: Çok eski zamanlarda yaşanmış olması muhtemel ve tarih kokan bir hikâyeyi okurlarımla buluşturmak için çalışıyorum.
Henüz romanımın çok başındayım. Bitişi için bir zaman vermeyi doğru bulmuyorum.
Erhan Özdemir: Yazarlık size hayat hakkında ne öğretti?
Seda Temel: Hani “Söz uçar, yazı kalır” diye bir gerçek var ya, aslında tam olarak bunu anladım. Yazılmazsa kaybolacak hikâyelerin, anıların ve duyguların olduğunu fark ettim.
Özellikle duygular geçici oldukları için onları yazarak ölümsüz kılıyorum. Yıllar sonra bile açıp baktığımda bazen sevinçle, bazen hüzünle gülümsemek beni mutlu ediyor.
O duygular benim. Eğrisiyle doğrusuyla hepsini yaşadım. Sonucu ne olursa olsun pişmanlık duymadan, en olumsuz olaydan bile tecrübe kazanarak ayağa kalktım. Onları okudukça hayatımı tekrar tekrar sorguladım. İyi ki yaşamışım. Beni bugünkü ben yapan şeyler, onların en büyük armağanı.
Erhan Özdemir: Kitabınızı okuyan insanların hikâyeden yanlarında götürmelerini istediğiniz en önemli duygu veya düşünce nedir?
Seda Temel: Konu her ne olursa olsun, sonucu ne olursa olsun yanlışı savunmaktan geri dursunlar. Doğru eninde sonunda yolunu buluyor ve yanlışı savunanlar maalesef savruluyor.
Bir insanı yargılamadan önce anlamaya çalışsınlar. Ve en önemlisi lütfen empati kurmaya çalışsınlar. Bu sadece insanların değil, bence dünyanın en çok ihtiyacı olan şey.
Bir de mutlu olsunlar. Hayat üzülmeye değmeyecek kadar kısa.
Erhan Özdemir: Yazmak isteyen ancak ilk adımı atmaya cesaret edemeyen gençlere ne söylemek istersiniz?
Seda Temel: En büyük kalem, kendi sesini duyabilendir. İçlerindeki sese kulak versinler ve asla vazgeçmesinler. Hayat korkakları sevmez; cesur olsunlar.
Benim annemin kulağıma küpe olan bir sözü var: “İnsanoğlunun yapamayacağı şey yoktur.” İçinde olan ve isteyen herkes yapabilir.
Erhan Özdemir: Son olarak Beyaz Atlı Katil kitabınızı henüz okumamış Edebiyat Magazin okurlarına neler söylemek istersiniz?
Seda Temel: Bu kitabımı canım babama ve hiç görmediğim halama ithafen yazdım. Her okuyucunun içinde kendisini bulacağı satırları ilmek ilmek işledim.
Sayfaları çevirirken sadece bir hikâyeyi değil; gerçek acıları, umutları ve mücadeleleri okuyacaklar. Kimileri ilham alacak, kimileri hayatta ne kadar şanslı olduklarını görecek. Törenin ve yanlış kararların bedellerinin ağırlığı altında ezilecekler. Anne ve babalar, çocukların yaşadığı travmaların önemini bir kez daha gözden geçirmiş olacaklar.
Ve aşk... Aşkın en saf, en temiz hâlini yaşayacaklar.
Son olarak bana ve kelimelerime eşlik ettikleri, beni bu yolda yalnız bırakmadıkları için tüm okurlarıma çok teşekkür ederim.
Bazı romanlar bütünüyle hayal gücünden doğar; bazıları ise yıllarca bir ailenin hafızasında, bir köyün sessizliğinde ve söylenemeyen cümlelerin arasında bekler. Seda Temel’in Beyaz Atlı Katil romanı ikinci grupta yer alıyor.
1958 yılında Diyarbakır’ın ücra bir köyünde yaşanan gerçek bir aile hikâyesinden yola çıkan eser; yalnızca bir aşk hikâyesini değil, törenin ve toplum tarafından “doğru” kabul edilen yanlışların insan hayatında açabileceği yaraları da görünür kılmaya çalışıyor.
Mesleği gereği hayatın başlangıcına tanıklık eden bir ebe olan Seda Temel’in, kalemiyle geçmişte yarım bırakılmış hayatların ve susturulmuş duyguların izini sürmesi ise bu söyleşiyi ayrıca anlamlı kılıyor.
Edebiyat Magazin olarak, gerçek yaşamın hafızasını edebiyat aracılığıyla geleceğe taşıyan eserlerin ve yeni kalemlerin okurla buluşmasını önemsiyoruz.
Söyleşi: Erhan Özdemir – Edebiyat Magazin İzmir Temsilcisi
Konuk: Seda Temel – Yazar
Edebiyat Magazin ailesi olarak, yaşamından, yazarlık serüveninden ve Beyaz Atlı Katil romanının ardındaki gerçek hikâyeden samimiyetle söz eden Seda Temel’e teşekkür ediyor; edebiyat yolculuğunda ve üzerinde çalıştığı yeni romanında başarılar diliyoruz.
Bu değerli söyleşiyi hazırlayarak edebiyat dünyamıza yeni bir kalemin hikâyesini taşıyan İzmir Temsilcimiz Erhan Özdemir’e de emeği için teşekkür ediyoruz.
Edebiyat Magazin Yayın Kurulu

Yorum Yazın