
Bugün milyonlarca insanın görmek için saatlerce sıra beklediği Mona Lisa, bir zamanlar dünyanın en çok aranan sanat eseriydi.
21 Ağustos 1911 sabahı, Paris'teki Louvre Müzesi çalışanları müzeye geldiklerinde duvarda büyük bir boşlukla karşılaştı. Leonardo da Vinci'nin ünlü tablosu yerinde yoktu.
İlk saatlerde tabloyu fotoğraf çekimi için görevlilerin aldığını düşündüler. Ancak saatler geçmesine rağmen eser geri dönmeyince durumun sıradan bir karışıklık olmadığı anlaşıldı.
Fransa'nın en büyük soruşturmalarından biri başlatıldı. Müze günlerce kapalı kaldı. Polis yüzlerce kişiyi sorguladı, binlerce parmak izi toplandı. Dönemin tanınmış sanatçıları ve şairleri bile soruşturmanın odağına girdi.
Olayın faili ise kimsenin aklına gelmeyecek kadar sıradan biriydi.
Louvre Müzesi'nde cam ustası olarak çalışan İtalyan Vincenzo Peruggia, müzeyi ve güvenlik sistemini çok iyi biliyordu. Bir sabah çalışan kıyafetleriyle müzeye girdi, tabloyu bulunduğu yerden aldı, çerçevesinden çıkardı ve ceketinin altına gizleyerek binadan ayrıldı.
İki yıl boyunca tabloyu evindeki gizli bir bölmede sakladı.
Peruggia, eserin İtalya'ya ait olduğunu ve ülkesine geri kazandırılması gerektiğini düşündüğünü söyledi. 1913 yılında tabloyu Floransa'daki bir sanat simsarı aracılığıyla satmaya çalışınca yakalandı.
Mona Lisa yeniden Louvre Müzesi'ne getirildi ve büyük güvenlik önlemleri altında sergilenmeye başladı.
Uzmanlara göre bu olay yalnızca bir hırsızlık değildi.
Tam tersine, Mona Lisa'nın bugün dünyanın en ünlü tablosu olmasının en önemli nedenlerinden biri de bu olaydı. Gazeteler günlerce bu hırsızlığı manşetlere taşıdı, milyonlarca insan tabloyu ilk kez bu olay sayesinde tanıdı.
Bugün kurşun geçirmez camın arkasında sergilenen Mona Lisa, yalnızca Leonardo da Vinci'nin başyapıtı değil; aynı zamanda tarihin en ilginç sanat hırsızlıklarından birinin de simgesi olarak kabul ediliyor.

Yorum Yazın