• Yiğit Gürkan Sancar: “Yazarlık, Kendi İç Dünyanla ve İç Muhasebenle İlgilidir”
    • Yiğit Gürkan Sancar: “Yazarlık, Kendi İç Dünyanla ve İç Muhasebenle İlgilidir”
      Yiğit Gürkan Sancar: “Yazarlık, Kendi İç Dünyanla ve İç Muhasebenle İlgilidir”
      Edebiyat Magazin Gazetesi İzmir Şube Müdürü Erhan Özdemir, genç yazar Yiğit Gürkan Sancar ile yazarlık yolculuğunu, “Kurtuluşa Kaçış” serisini, ilham kaynaklarını, Jack London’ın üzerindeki etkisini ve eserlerinin merkezinde yer alan vicdan, hakikat ve içsel sorgulama kavramlarını konuştu. Sancar, yazmayı yalnızca bir anlatım biçimi olarak değil, insanın kendi iç dünyasını anlamasına ve düşüncelerini paylaşmasına aracılık eden bir yolculuk olarak gördüğünü anlattı.
      07.09.2026 - 11:56 | Son Güncelleme:07.09.2026 - 11:56
      Erhan Özdemir

      Yazarlık yolculuğu kimi zaman yıllar süren bir arayışın, kimi zaman da insanın kendi iç dünyasında yaşadığı değişimin ardından başlar. Yiğit Gürkan Sancar için bu yolculuğun merkezinde iç muhasebe, vicdan, hakikat arayışı ve insanın kendi benliğiyle kurduğu ilişki bulunuyor.

      “Kurtuluşa Kaçış” serisi üzerinde çalışmalarını sürdüren Sancar, eserlerinde gündelik yaşamdan, kişisel gözlemlerinden ve kendisini etkileyen edebî karakterlerden izler taşıyor. Edebiyat Magazin Gazetesi İzmir Şube Müdürü Erhan Özdemir, genç yazarla yazmaya başlama hikâyesinden ilham kaynaklarına, Jack London’dan yeni projelerine kadar uzanan kapsamlı bir söyleşi gerçekleştirdi.

      Erhan Özdemir: Kendinizi tanıtır mısınız?

      Yiğit Gürkan Sancar:
      Merhaba, ismim Yiğit Gürkan Sancar. İstanbul Küçükçekmece’de yaşıyorum. UPS’te operasyon görevlisi olarak çalışıyorum. Sabahattin Zaim Üniversitesi Tarih Bölümü mezunuyum. Anne tarafından Ordulu, baba tarafından Artvinliyim.

      Erhan Özdemir: Ne zaman yazmaya karar verdiniz?

      Yiğit Gürkan Sancar:
      2025 yılının Temmuz ayında yazmaya başladım. Yazmamdaki temel motivasyon, fikir ve düşüncelerimin olgunlaştığını hissetmemle birlikte ortaya çıktı.

      Erhan Özdemir: Yazma süreciniz genellikle nasıl başlıyor? Belirli bir rutininiz veya ritüeliniz var mı?

      Yiğit Gürkan Sancar:
      İlk olarak yazıyı yazmadan önce genellikle motivasyonel kısa videolar izleyerek düşüncelerimi olgunlaştırıyorum. Ardından kendi kendime ne amaçla yaşamam gerektiğini hatırlatarak iç muhasebemi yapıyorum. Bu şekilde yazma motivasyonumu oluşturabiliyorum.

      Erhan Özdemir: Karakterlerinizde veya şiirinizdeki ses sizin için nasıl hayat buluyor? Sizi şaşırtan bir yöne hiç saptılar mı?

      Yiğit Gürkan Sancar:
      Aslında başıma gelen gündelik olayları veya etkilendiğim film karakterlerini kendi yarattığım karakterlere yansıtıyorum. Bunun yanı sıra kendi kişiliğimi de hikâyeme dâhil ederek bir şekilde onlarla iletişime geçebiliyorum.

      Erhan Özdemir: Sizin “Keşke bunu daha önce bilseydim” dediğiniz bir yazım tavsiyesi var mı?

      Yiğit Gürkan Sancar:
      Yaptıklarımdan herhangi biri için “keşke” diyebileceğim bir şey yok. Her şeyin olması gerektiği gibi olduğuna inanıyorum.

      Erhan Özdemir: İlhamı nerede ve nasıl buluyorsunuz? Özellikle bir eserinizin çıkış noktası olan o “ilk kıvılcımı” hatırlıyor musunuz?

      Yiğit Gürkan Sancar:
      Aslında ilham, kendi içime dönmemle birlikte geldi. Çevremin değiştiğini ve yaşadığım kötü olaylardan artık daha az etkilenmeye başladığımı fark ettim. Daha az etkilenmeye başladıkça kendime verdiğim sözleri tutabildiğimi gördüm. Böylece mutluluğumu kendi içimde oluşturabileceğimin farkına vardım.

      Kendi içimdeki mutluluğu sağlamamla birlikte, spontane bir şekilde çevremdeki insanlarla ilişkilerim de daha iyi olmaya başladı. Çünkü kendinle mutlu olduğun zaman iletişim kurduğun kişiye karmaşık mesajlar vermemeye başlıyorsun. Bu da ilişkilerin daha kaliteli ilerlemesine neden oluyor.

      Bu içsel mutluluğumu insanlarla paylaşabilmek için kitap yazmaya başladım. Ayrıca paylaşmanın, dinlemekten veya yazmaktan daha kalıcı bir biçimde öğrenmeye vesile olduğunun farkındayım. Kısacası bu kitabı hem kendim hem de insanlar için yazdım.

      Erhan Özdemir: Sizi en çok etkileyen yazarlar veya şairler kimler? Size miras bıraktıkları en değerli şey nedir?

      Yiğit Gürkan Sancar:
      Jack London’dan çok etkilendim. Özellikle karakterlerinin aşamalı bir şekilde gelişimini anlatan hikâyeler yazması beni gerçekten etkiledi. Onun hikâyelerinde, kendisinin derinlerde yaşadığı büyük zorlukları görebiliyorum.

      Kendi karakterimin farklı olması nedeniyle zaman zaman insanlar tarafından dışlanmamı, Jack London’ın yaşadıklarıyla özdeşleştiriyorum. Bu da o yazara diğerlerinden daha fazla ilgi duymama neden oldu.

      Ayrıca Jack London’ın mutluluğun yalnızca maddi unsurlardan ibaret olmadığını anlatması beni etkiledi. Özellikle “Martin Eden” adlı eserinde verdiği bu mesaj benim için önemlidir.

      Erhan Özdemir: Eserlerinizde bilinçli veya bilinçsiz olarak sürekli döndüğünüzü fark ettiğiniz temalar ya da imgeler var mı?

      Yiğit Gürkan Sancar:
      Evet. Eserimde sürekli vicdanın sesinden bahsediyorum. Bu sayede eserdeki karakter doğru kararlar verebiliyor ve çevresinin baskı ve manipülasyonlarına rağmen özgüveni kırılmıyor.

      Bazen şiddete varabilecek olaylarla karşılaşsa bile vicdanına göre davrandığında o kavgaları kazanabiliyor. Ancak kavga etmek dışında daha iyi çözümler de var. Bunlardan kitabın ilerleyen bölümlerinde bahsedeceğim.

      Şu anki kitapta kavgayı bir çözüm olarak sunmuş olabilirim. Bu da Jack karakterinin vicdanının henüz gelişme aşamasında olduğunun bir göstergesidir.

      Erhan Özdemir: Bir okurun eserinizle kurduğu ve sizi en çok etkileyen ya da düşündüren ilişki ne oldu?

      Yiğit Gürkan Sancar:
      Okurlar genellikle vicdanlarının sesini dinlemek istediklerini ancak bunu uygulamakta ne kadar zorlandıklarını anlatıyorlar. Çünkü belli bir süre insanların gözünde küçük görünmek istemiyorlar.

      Okurlarıma şunu söylemek isterim: Her işte Tanrı’nın rızasını ilke edinin. O zaman eleştirilere karşı daha dik durabilirsiniz. Şunu da unutmasınlar; her dönemde hakikate yönelik pek çok düşünce, başka insanların nefsine dokunduğu için eleştirilmiştir.

      Eleştirilerin temelinde bir mantık olmadığı zaman bu düşünceler yok olmaya mahkûm olur. Ancak eleştirilenler kendi sabırlarını muhafaza edebildikleri sürece çok büyük yerlere gelebilirler.

      Erhan Özdemir: İnsanların yazarlık ve yayıncılık hakkında yanlış anladığını düşündüğünüz en büyük şey nedir?

      Yiğit Gürkan Sancar:
      Bazı insanlar yazarların çok özel insanlar olduğunu düşünüyorlar ancak ben buna katılmıyorum. Yazarlık aslında insanın kendi iç dünyasıyla alakalıdır ve yazarlığın en temel yapı taşlarından biri, insanın kendi iç muhasebesini yapabilmesidir. Ne kadar çok içselleştirirseniz, yazmak için o kadar fazla ilham gelir.

      Bazıları da yazarlığı gereksiz buluyor. Onlara söyleyeceğim tek şey şu: Aklınızdaki fikirleri zenginleştirebildiğiniz sürece hakikate daha yakın olursunuz. Hakikate yakın olmak yalnızca iyilik yapmak değildir; aynı zamanda bir şeyleri anlayabilmektir.

      Hakikate yaklaştıkça iyi veya kötü olarak gördüğümüz durumlar bizi daha az etkilemeye başlar ve gündelik hayatımızda yaşayabileceğimiz pek çok sorunu daha sağlıklı biçimde çözebiliriz.

      Erhan Özdemir: Şu anda üzerinde çalıştığınız yeni bir proje var mı? Onun hakkında neler paylaşabilirsiniz?

      Yiğit Gürkan Sancar:
      Şu anda “Kurtuluşa Kaçış”ın üçüncü serisini İngilizce olarak Amazon’da yayımlama sürecine başladım. “Kurtuluşa Kaçış”ın ikinci serisinin Türkçe versiyonunu ise bu ay içerisinde yayınevine vermeyi planlıyorum.

      Erhan Özdemir: Yazar olmaya karar verdiğiniz o anda ne oldu? Bu yolculuğa sizi çeken neydi?

      Yiğit Gürkan Sancar:
      Aslında daha öncesinde kendim özlü sözler üretiyordum ve bu sözleri oluşturmak için sürekli ilham geliyordu. Ben de kendi kendime, “Bu gelen ilhamları neden daha geniş kitlelere ulaştırmayayım?” diye düşündüm.

      Böylece hem o sözleri yazmak için daha fazla motive olacaktım hem de fikir ve düşüncelerimi daha geniş bir kitleyle paylaşma fırsatı bulacaktım. Bu şekilde yazarlığa başladım.

      Erhan Özdemir: Tüm dünyanın beş dakikalığına dikkatini çekme şansınız olsaydı, ne söylerdiniz?

      Yiğit Gürkan Sancar:
      Öncelikle hayatı hakikate göre yaşayın. Eğer hakikate göre yaşarsanız hiçbir durumda üzülmezsiniz. Bu şekilde hiç kimsenin sizi üzmesine izin vermemiş olursunuz. Çünkü bütün üzüntülerinizin sebebinin mutlak varlık olan Tanrı’ya olan uzaklığınızdan kaynaklandığını düşünüyorum.

      Hiç kimseye göre hayatınızı yaşamıyorsunuz. Bunu fark edebildiğiniz sürece gerçekten özgür oluyorsunuz. Ancak mal, mülk, şan ve nam için hırsa kapılırsanız belli bir süre sonra onların esiri oluyorsunuz. Çünkü bu tür şeyler kendi benliğinizden daha önemli hâle geliyor.

      Aslında farkında olmadan kendi benliğimizden uzaklaştığımız için mutsuz oluyoruz. Başımıza gelen olayları çok kötü algılayabiliyoruz. Oysa kötü olarak nitelendirdiğimiz olaylar bizi bazen kendi benliğimize biraz daha yaklaştırabilir. Hatta iyi olarak gördüğümüz bazı olaylar da bizi kendi benliğimizden uzaklaştırabilir. Bu yüzden boşuna dememişler: “Her şerde bir hayır, her hayırda bir şer vardır.”

      Erhan Özdemir: Şu an hayalini kurduğu ilk kitabını yazmak için masaya oturan genç bir yazara tek bir tavsiye verseydiniz, bu ne olurdu?

      Yiğit Gürkan Sancar:
      Kendi iç muhasebesini sürekli yapmasını şiddetle tavsiye ederdim. Çünkü bunu ne kadar fazla yaparsa kendi hatalarını o kadar iyi görecek ve neye hizmet ettiğini daha iyi anlayacaktır. Sonrasında hakikate hizmet etmeye çalışacaktır.

      Sürekli farklı fikir ve düşünceleri öğrenmesini de tavsiye ederdim ancak bunların hakikate uygun olması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü hakikate uygun olmayan kitapların topluma büyük zararlar verebileceğine inanıyorum. Bu tür zararların önüne geçmek adına hakikatten bahsediyorum.

      Aklınızdaki kaynak ve bilgi ne kadar fazla olursa yazacağınız metinlerde de o kadar fazla fikir sahibi olursunuz.

      Erhan Özdemir: Okuyucularınıza son olarak ne söylemek isterdiniz?

      Yiğit Gürkan Sancar:
      Hakikatten uzaklaşmayın.

      Yiğit Gürkan Sancar’ın anlatısında “hakikat”, “vicdan” ve “iç muhasebe” kavramları yalnızca eserlerinin temaları değil, aynı zamanda yazarlığa bakışının da temelini oluşturuyor. 2025 yılında başladığı yazarlık yolculuğunu “Kurtuluşa Kaçış” serisiyle sürdüren Sancar, edebiyatı düşüncelerini daha geniş kitlelerle paylaşmanın ve insanın kendi iç dünyasını sorgulamasının bir aracı olarak değerlendiriyor.

      Jack London’dan aldığı edebî ilhamı kendi yaşam gözlemleri ve düşünce dünyasıyla bir araya getiren genç yazar, şimdi serisinin yeni çalışmalarını okurla buluşturmaya hazırlanıyor.

      Röportaj: Erhan Özdemir
      Edebiyat Magazin Gazetesi İzmir Şube Müdürü

      EDEBİYAT MAGAZİN GAZETESİ

      Yorum Yazın

      Yorum yazarak topluluk kurallarımızı kabul etmiş bulunuyor ve tüm sorumluluğu üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan emagazin hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.