• Bana Yeşil Bir Kalpten Bahset
    • Bana Yeşil Bir Kalpten Bahset
      Mısırlı yazar Abdel Latif Moubarak'ın kaleminden çıkan "Bana Yeşil Bir Kalpten Bahset", kayıpların ardından yeniden ayağa kalkmanın, umudu korumanın ve insan ruhunun küllerinden yeniden filizlenişinin etkileyici hikâyesini anlatıyor.
      05.08.2026 - 19:21 | Son Güncelleme:05.08.2026 - 19:21
      Abdel Latif Moubarak

      Bana Yeşil Bir Kalpten Bahset

      Yazan: Abdel Latif Moubarak – Mısır

      Enstitüdeki her şey günahsız görünüyordu. Bembeyaz duvarlar diğer bütün renkleri yutuyor, dezenfektanların keskin kokusu insana sanki orada bulunma nedeninin arınmak ya da unutmak olduğunu sürekli hatırlatıyordu.

      Eyad, ince tellerle çevrili pencerenin kenarında oturmuş, dallarını aşağıdaki sokağa uzatan tek ağacı izliyordu. İçeride hiçbir şey değişmiyordu. Her şey alışılmış düzen içinde akıyordu: Sabah saat sekizde doktor viziti, dokuzda ilk ilaç dozu ve ardından bir korkudan diğerine uzanan zorunlu öğleden sonra sessizliği...

      Salma, sessiz adımlarla içeri girdi. Elinde küçük siyah bir defter ve ahşap bir kurşun kalem vardı. Ne doktordu ne de alışılmış anlamda bir hastaydı. Koridorlarda, eski bir karmaşanın içinde kaybolmuş bir şeyi arıyormuş gibi dolaşırdı.

      Yatağın yanındaki ahşap banka oturdu, başını hafifçe eğdi ve canlı bir merakla sordu:

      — Bana yeşil bir kalpten bahset.

      Eyad yavaşça döndü. Yüzünde yılların izleri, gözlerinde ise eski bir kırgınlığın gölgesi vardı.

      — Yeşil mi? Burada gri dışında hiçbir şey kalmadı Salma. Bir kalp bir kez yandı mı, bir daha yeşermez.

      Salma gülümsedi, defterini açtı.

      — Ne kadar yandığının önemi yok. Önemli olan, enkazın altında neyin kaldığıdır. İlk sayfadan başla... Ben dinliyorum.

      On yıl önce Eyad durgunluğun ne olduğunu bilmezdi. Parmaklarının arasında toprağı ovalayarak cinsini anlayabilen tutkulu bir ziraat mühendisiydi. Onun için hayat basit bir denklemdi: Tohumu eker, suyunu verir ve filizlenmesini beklersin.

      O günlerde Maryam ile tanıştı.

      Maryam, baharın en güzel hâlini andırıyordu. Yağmurdan korkmaz, eski ağaçları kökünden söken rüzgârlara bile aldırmazdı.

      Eyad anlatırken hafifçe gülümsedi.

      — Her toprağın yaşama uygun olduğuna inanıyordu. Bazı toprakların zehirli olduğunu, bazı insanların diken gibi büyüyüp çevresindekilerin bütün suyunu emdiğini bilmiyordu.

      Salma yazmayı sürdürürken sordu:

      — Peki... O yeşil bir kalp miydi?

      Eyad derin bir nefes aldı.

      — Bu dünyanın kuruluğuna dayanamayacak kadar yeşildi. Ben de onu koruyabileceğimi sanıyordum.

      Kuraklık her zaman küçük ayrıntılarla başlar.

      Zamanında söylenmeyen bir söz...
      Dalgın bir bakış...
      Giderek yük hâline gelen hayaller...

      Eyad'ın şehrin kenarındaki çorak araziyi yeniden canlandırma projesi durdu. Pembe düşler borçlara, borçlar davalara dönüştü. Bir zamanlar kahkahalarla dolan küçük evin üzerine ağır bir sessizlik çöktü.

      Eyad sordu:

      — Bir bitkinin nasıl öldüğünü bilir misin Salma?

      — Nasıl?

      — Her zaman susuzluktan ölmez. Bazen fazla su öldürür onu... Bazen de kuraklık korkusu. Bizi de imkânsızlıklar boğdu.

      Yağmurlu bir gecede Maryam eşyalarını topladı.

      Ne bağırdı...
      Ne de geride öfkeli bir mektup bıraktı.

      Balkondaki kurumuş nane saksısının yanına yalnızca altın alyansını bıraktı ve sessizce gitti.

      Maryam'ın gidişinden sonra Eyad bir anda yıkılmadı.

      Çöküşü, sonbaharda yaprak döken ağaçlar gibi yavaş yavaş gerçekleşti.

      İnsanlardan uzaklaştı.

      Sakalını uzattı.

      Fidanlığını kaderine terk etti.

      Orası artık böceklerin ve çatlayan duvarların sığınağı olmuştu.

      Saatlerce boşluğa bakıyor, düşünceleri gece ile gündüzü ayırt edemeyecek kadar tükeniyordu.

      Salma ciddi bir sesle sordu:

      — Neden teslim oldun?

      Eyad başını eğdi.

      — Teslim olmak verdiğimiz bir karar değildir Salma. Sessizce gerçekleşen bir kayıştır. Önce küçük şeylerden vazgeçersin. Sabah kahvesinden... Telefona cevap vermekten... Perdeleri açmaktan... Sonra bir gün kendinden vazgeçtiğini fark edersin.

      O yağmurlu gecede eski fidanlıkta yangın çıktı.

      Sebebini kimse öğrenemedi.

      Kısa devre miydi?

      Birinin dikkatsizliği mi?

      Yoksa kuru yaprakların yanında unutulan bir mum mu?

      İtfaiye geldiğinde Eyad alevlerin arasında duruyordu.

      Ne yangını söndürmeye çalışıyordu ne de kaçıyordu.

      Sadece izliyordu.

      Sanki alevler bütün borçlarını, anılarını ve hayal kırıklıklarını tek seferde yakıp kül ediyormuş gibiydi.

      Son anda kurtarıldı.

      Ve külün içinden bu enstitüye getirildi.

      — O günden sonra kalbim griye döndü. Ne suyu emiyor ne de yaprak veriyor.

      Salma sessizce dinledi.

      Sonra defterini kapattı ve doğrudan gözlerinin içine baktı.

      — Ama hâlâ nefes alıyorsun Eyad.

      — Nefes almak mekanik bir harekettir. Yaşamak değildir.

      Salma ayağa kalktı.

      Koridorun sonundaki köşeye gidip elinde küçücük bir toprak saksısıyla geri döndü.

      Saksının içindeki fide birkaç santimetreyi ancak buluyordu ama toprağı büyük bir kararlılıkla yarıp çıkmıştı.

      Eyad şaşkınlıkla sordu:

      — Bu nedir?

      — Toprağın filiz vermeyi unutmadığının kanıtı. Bu bitki, yanan fidanlığının yanından aldığım bir avuç topraktan büyüdü.

      Eyad'ın gözleri büyüdü.

      Titreyen parmaklarıyla narin yapraklara dokundu.

      Enstitüdeki günler değişmeye başladı.

      Koridorlar artık yalnızca beyaz duvarlardan ibaret değildi.

      Eyad ile Salma'nın uzun sohbetlerine tanıklık eden sıcak bir mekâna dönüşmüştü.

      Eyad zamanla öğrendi...

      Salma, enstitünün eski doktorlarından birinin kızıydı.

      Küçük kız kardeşini trajik bir kazada kaybetmişti.

      Yazmak ve hastalarla konuşmak, onun da kendi yaralarını iyileştirme biçimiydi.

      Bir akşam bahçede otururlarken Salma şöyle dedi:

      — Yeşil kalp, hiç yanmamış kalp değildir Eyad.

      — Öyleyse nedir?

      — Yangından geçen ama köklerini külün altında canlı tutmayı başaran kalptir. İlk yağmur damlasıyla yeniden çiçek açabilen kalptir.

      Sonbaharın ortasında şehir sağanak yağmura teslim oldu.

      Eyad şemsiyesiz olarak bahçeye çıktı.

      Yüzünü gökyüzüne kaldırdı.

      Soğuk yağmur damlalarının yılların tozunu yüzünden silmesine izin verdi.

      Uzun zaman sonra ilk kez gülümsedi.

      İçinde bir şey kıpırdamıştı.

      Göğsünü sıkan ağırlık yavaş yavaş dağılıyordu.

      Bir zamanlar Salma'ya söylediği sözleri hatırladı.

      Ve anladı ki...

      Üzüntü sonsuza kadar süren bir kader değildir.

      Sadece ardından başka bir mevsimin geleceği uzun bir mevsimdir.

      Taburcu olacağı gün geldi.

      Resmî işlemler tamamlandı.

      Doktor ona artık dışarıdaki hayata dönebileceğini söyledi.

      Eyad, küçük çantası ve Salma'nın hediye ettiği saksıyla ana kapıda durdu.

      Karşısında hareketli, renkli ve artık eskisi kadar korkutucu görünmeyen koskoca bir şehir vardı.

      Salma ikinci kattaki pencereden ona el salladı.

      Hiçbir şey söylemedi.

      Sadece gülümsedi.

      Çünkü ikisi de biliyordu...

      Hayat yeniden akmaya başladığında kelimeler azalır.

      Bir Yıl Sonra

      Şehrin doğusunda, eskisine göre daha küçük ama daha sıcak ve düzenli yeni bir fidanlık yükseliyordu.

      Hava, ıslak toprak, fesleğen ve nane kokusuyla doluydu.

      Eyad girişteki ahşap masaya oturdu.

      Defterini açtı.

      İlk sayfaya büyük harflerle şunları yazdı:

      "Bana yeşil bir kalpten bahsettin... Ve öğrendim ki yeşil, doğduğumuzda sahip olduğumuz sonra da kaybettiğimiz bir renk değildir. Yeşil; kökler küllerin altında beklese bile hayata tutunma iradesi ve yeniden filizlenebilme cesaretidir."

      Kalemini usulca bıraktı.

      Yoldan geçen insanlara baktı.

      Sonra sabah güneşinin altında eğildi ve yeni diktiği gül fidanını sulamaya başladı.

      EDEBİYAT MAGAZİN GAZETESİ

      Yorum Yazın

      Yorum yazarak topluluk kurallarımızı kabul etmiş bulunuyor ve tüm sorumluluğu üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan emagazin hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.