• Kitap Olmayı Beklerken Kayboldular: Eski Gazetelerin Sayfalarında Unutulan Türk Romanları
    • Kitap Olmayı Beklerken Kayboldular: Eski Gazetelerin Sayfalarında Unutulan Türk Romanları
      Kitap Olmayı Beklerken Kayboldular: Eski Gazetelerin Sayfalarında Unutulan Türk Romanları
      Onları bugün kitapçı raflarında göremiyoruz. Bazılarının adı edebiyat tarihinin bilinen anlatısına dahi giremedi. Oysa bir dönem gazete ve dergelerin sayfalarında bölüm bölüm okundular. 1831–1928 yılları arasında yayımlanan 302 süreli yayının taranması, Türk edebiyatının görünmeyen yüzünü ortaya çıkardı. Üstelik arşivlerden yalnızca unutulmuş romanlar değil, adı neredeyse silinmiş romancılar da çıktı. Edebiyat Magazin Özel Dosya, kitaplaşamadan gazete sayfalarında kalan eserlerin izini sürüyor. (Tefrika Roman)
      04.09.2026 - 19:24 | Son Güncelleme:04.09.2026 - 19:24
      Gönül Doğan

      ÖZEL DOSYA

      BİR ROMAN YAZILDIĞI HÂLDE NASIL KAYBOLUR?

      Bir roman düşünün.

      Yazarı aylarca emek vermiş.

      Okurlar her yeni bölümünü beklemiş.

      Gazetenin yeni sayısı çıkmış, romanın hikâyesi biraz daha ilerlemiş.

      Sonra son bölüm yayımlanmış.

      Fakat kitap hiç basılmamış.

      Yıllar geçmiş, gazete kapanmış, alfabe değişmiş, yeni kuşaklar gelmiş ve bir zamanlar okunan o roman yavaş yavaş edebiyatın hafızasından silinmiş.

      Türk edebiyatında bunun gerçekten yaşandığını bugün arşivler gösteriyor.

      Çünkü romanın kitapla okura ulaşmadığı dönemlerde gazete ve dergiler edebiyatın en önemli taşıyıcılarından biriydi.

      Romanlar “tefrika” adı verilen yöntemle bölüm bölüm yayımlanıyordu.

      Bugün bir dizinin yeni bölümünü beklemek neyse, dönemin okuru açısından sevdiği romanın gazetede çıkacak yeni bölümünü beklemek de benzer bir heyecan yaratabiliyordu.

      Ancak burada büyük bir sorun vardı:

      Gazetede yayımlanmak, kitabın sonsuza kadar yaşayacağı anlamına gelmiyordu.

      302 GAZETE VE DERGİ TARANDI

      Türk edebiyatının bu unutulmuş dünyasını araştırmak amacıyla gerçekleştirilen “Türk Edebiyatında Tefrika Roman Tarihi (1831–1928)” projesi oldukça şaşırtıcı bir tablo ortaya çıkardı.

      TÜBİTAK destekli proje kapsamında, Arap harfleriyle yayımlanan 302 süreli yayın tarandı.

      Araştırmanın amaçlarından biri de edebiyat tarihlerinde yer almayan, gazete sayfalarında unutulmuş romanları ve romancıları ortaya çıkarmaktı. (Tefrika Roman)

      Yani araştırmacılar yalnızca bildiğimiz romanların eski baskılarını aramadılar.

      Edebiyat tarihinin gözden kaçırdığı isimlerin peşine düştüler.

      Ve arşiv açıldıkça bilinen tablonun aslında eksik olduğu görülmeye başladı.

      10 KADIN ROMANCI, 12 BİLİNMEYEN ROMAN

      Araştırmanın belki de en dikkat çekici sonuçlarından biri kadın yazarlarla ilgiliydi.

      Akademik çalışmada, yapılan taramalar sonucunda 10 bilinmeyen kadın romancının 12 bilinmeyen romanının ortaya çıkarıldığı belirtiliyor. (İSAM Veri)

      Bu küçümsenecek bir sayı değil.

      Çünkü mesele yalnızca birkaç unutulmuş kitap adının bulunması değil.

      Bu bulgular şu soruyu gündeme getiriyor:

      Bugün bildiğimiz Türk edebiyatı tarihi, yayımlanan bütün eserleri gerçekten kapsıyor mu?

      Görünen o ki hayır.

      Edebiyat tarihi bize çoğunlukla kitaplaşmayı başarmış, yeniden basılmış ve sonraki kuşaklara aktarılmış eserleri anlatıyor.

      Oysa gazete sayfalarında başka bir edebiyat daha yaşamış.

      GAZETELER BİR ZAMANLAR DEV BİR ROMAN KÜTÜPHANESİYDİ

      Araştırmanın ortaya koyduğu rakamlar dönemin gazetelerinin edebiyat açısından ne kadar önemli olduğunu da gösteriyor.

      302 süreli yayının 118'inde telif, 115'inde çeviri roman tefrikaları bulundu. Yalnız telif ya da yalnız çeviri yayımlayanlar birlikte değerlendirildiğinde, taranan gazete ve dergilerin yüzde 51,65'inde en az bir tefrika romana rastlandı. (İSAM Veri)

      Başka bir ifadeyle:

      Taranan her iki süreli yayından yaklaşık birinde roman vardı.

      Üstelik bazı gazetelerde sayı inanılmaz derecede yüksekti.

      Araştırmada Tercüman-ı Hakikatte toplam 132, İkdamda 113, Sabahta 96 tefrika roman tespit edildi. (İSAM Veri)

      Bugünün gazeteciliği açısından düşünüldüğünde şaşırtıcı bir tablo.

      Gazete yalnızca haber vermiyordu.

      Aynı zamanda okurun roman kitaplığıydı.

      BİR ROMANIN KAYBOLMASI İÇİN BAZEN TEK ŞEY YETİYORDU

      Tefrika sisteminin kırılgan tarafı burada ortaya çıkıyordu.

      Bir eser gazetede yayımlanıyor fakat daha sonra kitaplaştırılmıyorsa kaderi büyük ölçüde gazetenin eski nüshalarına bağlı kalıyordu.

      Gazete koleksiyonlarının eksilmesi, nüshaların zarar görmesi, eserin yeni harflere aktarılmaması veya yeniden yayımlanmaması, yeni kuşakların o romana ulaşmasını giderek zorlaştırabiliyordu.

      Sonunda eser fiziksel olarak bir arşivde bulunmaya devam etse bile kültürel hafızadan silinebiliyordu.

      Kayıp olmak her zaman yok olmak demek değildi.

      Bazen bulunamayacak kadar iyi saklanmak demekti.

      PERİDE CELAL'İN 68 BÖLÜMLÜK UNUTULAN ROMANI

      Bu hikâyenin en çarpıcı örneklerinden biri, Türk edebiyatının önemli kadın yazarlarından Peride Celal.

      Bugün onun adını biliyoruz.

      Kitaplarını biliyoruz.

      Fakat birçok okurun bilmediği başka bir Peride Celal romanı var:

      Ölen ve Dirilen Adam

      Roman, 3 Ekim 1938 ile 17 Aralık 1938 arasında Bugün gazetesinde tam 68 sayı boyunca “Peride Celal” imzasıyla yayımlandı.

      Fakat eser gazete tefrikası olarak kaldı ve günümüz okuruna kitap olarak ulaşamadı. (Türkoloji Araştırmaları Merkezi)

      Düşünün:

      68 bölüm.

      Bir hikâye var.

      Karakterleri var.

      Başlangıcı ve devamı var.

      Okurları var.

      Yazarı ise Türk edebiyatının tanınmış isimlerinden biri.

      Ama roman bugün sıradan bir kitapçıya girdiğinizde karşınıza çıkmıyor.

      ROMAN NEYİ ANLATIYORDU?

      Ölen ve Dirilen Adam, Nazan isimli genç kadının Orhan'la tanışması ve aralarındaki ilişkinin aşka dönüşmesi etrafında gelişiyor.

      Ancak bu aşk dile getirilemeden yaşanan talihsiz bir olay, Nazan'ın Orhan'ın ikiz kardeşi Turhan'la evlenmek zorunda kalmasına yol açıyor.

      Roman, aşkın maddi ve manevi yönlerini ikiz kardeşler üzerinden sorgularken kadının iç dünyasını da merkezine alıyor. (Türkoloji Araştırmaları Merkezi)

      Burada asıl şaşırtıcı olan yalnızca hikâye değil.

      Böyle bir romanın onlarca yıl geniş okur kitlesinin erişiminin dışında kalabilmiş olması.

      BAZI ESERLER YÜZYIL SONRA YENİDEN KİTAP OLDU

      Arşiv araştırmaları yalnızca kayıp eserleri tespit etmekle kalmadı.

      Bazı metinlerin yeniden okurla buluşmasının da önünü açtı.

      Özyeğin Üniversitesi'nin proje kayıtlarında, araştırmalar sonucunda bulunan bazı telif romanların daha sonra “Tefrika” dizisi kapsamında yayımlandığı görülüyor.

      Bunların arasında Belkıs Sami Boyar'ın Aşkımı Öldürdüm, Fatma Fahrünnisa'nın Dilharap, Mehmet Rauf'un Kabus, Recaizade Mahmut Ekrem'in Saime ve Selahattin Enis'in Orta Malı gibi eserleri bulunuyor. (Tefrika Roman)

      Böylece bir zamanlar gazete sayfalarına sıkışıp kalan bazı metinler yeniden kitap dünyasına dönebildi.

      BELKİ DE TÜRK EDEBİYATINI EKSİK TANIYORUZ

      Burada mesele artık birkaç eski romanın bulunmasından daha büyük.

      Çünkü edebiyat tarihi doğal olarak seçer.

      Bazı yazarlar kuşaktan kuşağa aktarılır.

      Bazıları yeniden basılır.

      Bazıları ders kitaplarına girer.

      Bazılarının adı ise giderek unutulur.

      Fakat unutulmak, değersiz olmak anlamına gelmez.

      Bazen yalnızca doğru zamanda kitaplaşamamak anlamına gelir.

      Bazen bir gazetenin kapanmasıdır.

      Bazen alfabenin değişmesidir.

      Bazen de yeni kuşakların eski metne ulaşamamasıdır.

      Nitekim tefrika arşivi üzerine yapılan akademik çalışmalar da klasik kabul edilen birçok romanın önce gazete ve dergilerde tefrika edildiğine dikkat çekiyor. Dolayısıyla tefrikaları incelemek, Osmanlı-Türk romanının gelişimini bugün bildiğimiz edebî kanonun dışından yeniden görme imkânı sağlıyor. (Türkoloji Araştırmaları Merkezi)

      ASIL SORU ŞİMDİ BAŞLIYOR

      Arşivlerde hâlâ kaç roman bekliyor?

      Kaç yazarın adı bir gazetenin sararmış sayfalarında kaldı?

      Kaç kadın yazar, yaşadığı dönemde eserini yayımladığı hâlde sonraki kuşakların hafızasından silindi?

      Ve belki de en önemlisi:

      Bugün “Türk edebiyatının klasikleri” dediğimiz listeye, geçmişte başka şartlar oluşsaydı hangi isimler eklenecekti?

      Bunların tamamının cevabını henüz bilmiyoruz.

      Ama bildiğimiz bir şey var.

      Bir kitabın kaybolması için mutlaka yakılması, yok edilmesi ya da ortadan kaldırılması gerekmiyor.

      Bazen bir roman bir gazetenin sayfalarında kalıyor.

      Gazete kapanıyor.

      Okurları ölüyor.

      Yeni kuşaklar adını hiç duymuyor.

      Ve eser, üzerinden onlarca yıl geçtikten sonra bir araştırmacının karşısına çıkana kadar sessizce bekliyor.

      Belki Türk edebiyatının hâlâ keşfedilmeyi bekleyen en büyük kütüphanesi, kitap raflarında değil; eski gazetelerin sararmış sayfalarında saklı.

      EDEBİYAT MAGAZİN GAZETESİ

      Yorum Yazın

      Yorum yazarak topluluk kurallarımızı kabul etmiş bulunuyor ve tüm sorumluluğu üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan emagazin hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.