
Edebiyat tarihinin en üretken yazarlarından biri olan Honoré de Balzac, yalnızca kalemiyle değil, kahveyle olan ilişkisiyle de adından söz ettiriyor. Sabahın erken saatlerinden itibaren yazmaya koyulan Balzac, kalemi elinden bırakmamak için fincan üstüne fincan kahve içerek kendini uyanık tutuyordu. Ancak bu sıradan bir kahve tutkusu değildi. Günlük kahve tüketimi 50 fincana kadar çıkıyordu!
Balzac’ın kafeinle kurduğu bu yoğun ilişki, adeta bir ritüeldi. Kahvesini saf ve sütsüz içmeyi tercih eden yazar, zaman zaman doğrudan kahve telvesi çiğnediği bile anlatılır. Amacı, zihnini en üst seviyede tutmak ve yazma hızını artırmaktı. "İnsan beynine yakıt gerekir ve benim yakıtım kahvedir!" diyen Balzac, bu alışkanlığını "fiziksel olarak zihinsel üretimi körükleyen en büyük güç" olarak tanımlıyordu.

Ancak bu aşırı tüketimin bir bedeli vardı. Günlerce uykusuz kalan ve bedenini zorlayan yazar, zamanla sağlık sorunları yaşamaya başladı. Kalp çarpıntıları, mide ağrıları ve yorgunluk belirtileri gösteren Balzac, kahvesiz yapamayacak duruma gelmişti. 51 yaşında hayata veda eden yazarın ölümünde aşırı kahve tüketiminin de etkili olduğu söylenir.
Bugün hâlâ Balzac’ın kahve tutkusu, edebiyat dünyasında konuşulmaya devam ediyor. Birçok yazar için kahve, yaratıcı sürecin ayrılmaz bir parçası. Ancak Balzac’ın rekor düzeydeki tüketimi, onu edebiyatın en kafein bağımlısı yazarlarından biri yapıyor. Şimdi bir kahve alın ve onun dev romanlarına bir göz atın. Belki kahve size de ilham verir!

Yorum Yazın