
1968 yılı, dünya gençlik hareketlerinin yükselişe geçtiği, üniversite kantinlerinin yalnızca çay ve sohbet mekânı değil, aynı zamanda düşüncenin nabzının attığı alanlar hâline geldiği bir dönemdi. Ankara’da bulunan Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi kantininin duvarları ise o yılların Türkiye’deki tartışmalarına sessiz tanıklık ediyor.
Rivayete göre, sosyal demokrat eğilimleriyle bilinen genç bir yazar, dönemin örgütlenme tartışmalarına dair tuttuğu kısa notları içeren küçük bir defteri Mülkiye kantininde unuttu. Defteri bulan öğrenciler önce merakla sayfaları karıştırdı, ardından sayfalara kendi yorumlarını eklemeye başladı. Notların dili, zamanın ruhunu yakalayan bir karışım hâline geldi: bir yanda umut dolu reformist fikirler, diğer yanda sokaklara taşan gençlik öfkesi.
Defter birkaç gün içinde elden ele dolaşarak bir “manifesto” gibi okunmaya başlandı. İçerideki kimi cümlelerin kime ait olduğu belli değildi; orijinal yazıyla sonradan eklenenler birbirine karışmıştı. Bu karışıklık zamanla deftere ayrı bir büyü kattı. Kimi öğrenciler onu dönemin ruhunun kolektif bir ürünü olarak gördü; kimi ise bir kampüs mizahı olarak değerlendirdi.
Bugün hâlâ Mülkiye koridorlarında bu defterin akıbetine dair farklı hikâyeler anlatılır. Kimi anlatılar, defterin bir eylem gününde kaybolduğunu iddia ederken, kimileri bir mezuniyet töreninde bir eski mezunun çantasında saklı olarak görüldüğünü söyler. Ancak herkesin hemfikir olduğu bir şey var: O küçük defter, 1968 gençliğinin spontane yaratıcılığının ve fikir arayışının sembollerinden biri hâline geldi.
Bu unutulmuş manifesto, kuşak belleğinin en sıra dışı magazin hikâyelerinden biri olarak edebiyatımıza ve kültürel hafızamıza hâlâ ilham sunmayı sürdürüyor.

Yorum Yazın