
Efsaneye göre, özellikle zaman baskısı altında olduğu dönemlerde Hugo, dikkati dağılmasın ve dışarı çıkıp vakit kaybetmesin diye tüm kıyafetlerini hizmetçisine teslim ediyordu. Hizmetçisi kıyafetleri alıp ortadan kaybolunca, Hugo dışarı çıkma imkânı bulamıyor ve sadece yazmaya odaklanıyordu. Bu yöntem, özellikle yayınevlerinden aldığı teslim tarihlerine uymakta zorlandığında devreye giriyordu.
Hugo’nun bu yöntemini en sık uyguladığı dönemlerden biri, en ünlü eseri olan "Sefiller" romanını yazdığı yıllardı. 1862’de yayımlanan ve dünya edebiyatının en önemli eserlerinden biri kabul edilen bu roman, yazarın yoğun bir disiplinle çalıştığı dönemin ürünüydü. O yıllarda kendisini tamamen yazıya vermek için tüm sosyal etkinliklerden uzak duruyor, hatta saçlarını bile kestirmeyerek dış dünyaya ilgisini minimuma indiriyordu.
Hugo’nun bu ilginç yazma ritüeli, aslında pek çok yazarın kendine özgü disiplinler geliştirdiğini gösteriyor. Bazı yazarlar loş ışıkta yazmayı tercih ederken, bazıları belirli müzikleri dinleyerek ilham buluyor. Hugo’nun yöntemi ise onu fiziksel olarak yazıya mahkûm eden bir sistemdi. Bu alışkanlığı sayesinde, çağının en büyük edebi eserlerinden bazılarını kaleme almayı başardı.
Bugün birçok yazarın ilham almak için farklı teknikler denediği bilinse de, Hugo’nun yöntemi en sıra dışı ve disiplinli olanlardan biri olarak edebiyat tarihine geçti.

Yorum Yazın