Ana Sayfa
  • MENU
  • KÜLTÜR- SANAT
  • Edebiyatın İz Bırakanları
  • GÜNDEM
  • MAGAZİN
  • ŞİİR
  • ÖYKÜLER
  • RÖPORTAJ
  • YAZARLAR
  • Yazarlar
  • Foto Galeri
  • Web TV
  • Yazarlar
  • Nöbetçi Eczaneler
  • Firma Rehberi
  • Seri İlanlar
EDEBİYAT MAGAZİN GAZETESİ
KÜLTÜR- SANAT
Edebiyatın İz Bırakanları
GÜNDEM
MAGAZİN
ŞİİR
ÖYKÜLER
RÖPORTAJ
YAZARLAR
    • Araftaki Solucanlar: Varlık, Hırs ve Öğrenilmiş Çaresizlik
      • Makaleler
      • Araftaki Solucanlar: Varlık, Hırs ve Öğrenilmiş Çaresizlik
      Araftaki Solucanlar: Varlık, Hırs ve Öğrenilmiş Çaresizlik
      03 Temmuz 2025 10:05
      Son Güncelleme:03 Temmuz 2025 10:05
      Süheyil Aydın
      Paylaş |

      Gözün alamadığı kadar geniş bir boşluğun ortasında salınıyorum. Ne yerde ne gökteyim. Var olduğumun farkında, nefes alırken varlık bunun neresinde bilmiyorum. Belki de var olmaya çalışıyorum, bilmiyorum. Bildiğim birkaç şey var; onlar da bilmeye korktuklarım diye düşünüyorum. Bunların da bir önemi olduğunu düşünmüyorum. Yine de düşünmeye devam ediyorum.

      Hiçbir şeyin müdahil olamadığı düşlerin boşluğunda bir anlam arıyorum. Öylesine dalmışım ki kendime, umursamıyorum içinde zerre bile olmadığım dünyayı. Acıyorum kendime; küflenmiş tavanımdan dökülen solucanlara selam verirken, zehir zemberek küfürler çıkıyor ağzımdan, solucanlar dışında sadece benim duyduğum. Kimisi nefret ediyor benden: "Yaşamak yetmiyor mu bu canı teninde tutana?" diye... Kimisi merak ediyor: "Ağzına yapışmış pislik taşıyan bu varlığın içinde dolaşan derdi ne?" diye. Ama kimse bir yere gitmiyor, herkes kendi köşesine kurulmuş; sessizliğin içinde bekliyordu olacakları.

       

      Ne olabilirdi ki? Birkaç solucan ve bir insanın kaldığı, tavan arasındaki çatlaklardan sızan sokak ışığının bu yaşam boşluğundaki her şeye belli belirsiz suretler vermiş olmasına dalmıştım ki beden kıvrımları kaybolmaya yüz tutmuş, en küçük ama sarımtırak renginden sinsi olduğu belli olan solucan âdeta son gücüyle hareket etmeye başladı. Ayağıma doğru yöneldiği belliydi ama ilk başta onun amacını anlamamıştım: parmak aramda duran siyah noktanın müthiş bir ziyafet olduğunu...

      Sinsinin hamlesiyle şişman olan harekete geçmişti ama onun için bu mesafe ulaşılmazdı. Zaten ulaşmaması benim de isteğimdi. Belli ki bedeninin bu hâli, daha önce diğerlerinin yemeklerini çalmış olmasındandı. Böylesi akbabalarla dolu bu hayatı yaşayan ben; bu obez, pislik, şişko solucandan nefret etmiştim bile daha şimdiden. Şişko, bir ara hamle yapıp sinsiyi geçmek isteyince onu engelleyip sinsinin hakkını korudum kendimce.

      Şişko, kuyruğunu kaldırıp öyle bir kırbaç attı ki bana; canım yanmadı ama nefretini gördüm o an bedeninin her zerresinde. O nefretle atağa geçen şişko, sinsinin lokmasına çökmeye koşuyordu bedenine bakmadan. Ama bu hırs değil miydi insana da her şeyi yapma gücü veren, yaptıran? Bu hırs, sahibini ele geçirince diğer her şey kaybolur; yitirilmiş değerlerin tezahürü olmaz mıydı zaten? Sonrası; yapılan şeylere bahane uydurmak, kılıf bulmaktı. En kolayı buydu zaten ve şişko da öyle yapmıştı.

      Hamlesi işe yaramış, o lokmanın sahibi olacakken ben müdahale etmiş, onun sinsinin ekmeğini elinden almasına müsaade etmeden diğer ayağımın parmağıyla yuvarlayarak uzaklaştırmıştım. Şişkonun öfkeli bakışları arasında sinsi lokmasını mideye indirmiş, pis pis sırıtmaya başlamıştı şişkoya dönerek. Sinsi büyük bir zafer kazanmıştı, kazanmasına ama uzun bir açlıktan sonra yediği şeyle midesi onu rahatsız etmeye başlamış; olduğu yerde kıvranırken şişko da kahkahalar atıyordu bana bakarak.

      Bu durum sanki bana bu dünyanın haksızlığını, adaletin öyle ufak tefek dokunuşlarla var olamayacağını, gerçek adaletin güçlü ile güçsüz savaşı olduğunu, siz iyilerin, kötülere karşı daima kaybedeceğini anlatıyordu. Öyle de olmuştu. Sinsi, o kadar uzun süre bir şeyler yememişti ki yediği şeyin onu öldürebileceğini hiç düşünmemişti bile... Ta ki tatlı canı bu hayatı terk ederken gözlerime bakıp canını alanın ben olduğumu sessizce bana haykırıyordu hem de zehir zemberek öfkesiyle.

      Sinsi, gidişiyle bana bu dünyanın ve her âlemin kendine has düzeninin olduğunu; sebep her ne olursa olsun, kendi sisteminde yaşayan varlıkların öğrenilmiş çaresizliğinin bozulmaması gerektiğini, iyilik yaptığını düşünürken bile en büyük kötülüğün o iyilik olabileceğinin dersini vermişti. Ben bunları düşünürken, sakince bizi seyreden açla tok arası sakin solucan; duygusuz, ruhsuz bencilliğiyle zarar görmemiş ve hâlâ hayatta olan bedenine şükrediyordu.

      Şükür ve sabır, bu hayatın en güzel nimetlerinden olsa da emeğin alınmayan karşılığı; çalınmış umutların yarını, hakkını yiyen arsızların temennisi olmamalıydı. Solucanlar da insanlar da buna aldanmamalıydı. Ama sakin solucan da aldananlardan olup şişkonun küçük bir kafa işaretiyle, açla tok arası yaşayıp arafta kalarak şişkonun artıklarına tamah etmeyi tercih ederek ardından çıkıp gittiler.

      Bense küflenmiş tavan aramda kaybettiğim arkadaşlarıma mı, salındığım boşluğuma mı, yoksa insanlığın yok olmuş sevgisiz kalplerine mi üzülsem bilmeden; süzülen ışığın umuduyla gözlerimi dünyaya kapatıp yeniden ruhuma dönmüş ve yok olmanın eşiğinde varlığımı aramaya devam ediyordum... Yine... Yine...

      EDEBİYAT MAGAZİN GAZETESİ

      Yorum Yazın

      Yorumlar

      • SİMAYNUR TOPRAK

        Yüreğinize kaleminize sağlık hocam. Kaleminiz daim olsun. Her bir yazınızı beğenerek okuyorum. Çünkü yazılarınızda kendimi buluyorum. YALNIZLIK ve ÇARESİZLİK,o kadar güzel değinmişsinizki, koca dünyada kalabalık içindeyiz ,ama YALNIZ. Şuda bir gerçekki hocam , herşeyin menfaate dayandığı, merhametin olmadığı, sevgilerin bile sahte olduğu kalabalık içerisinde olmaktansa , YALNIZ olmak en iyisi diye düşünüyorum. YAZILARINIZIN devamını bekliyoruz hocam. Bizleri mahrum etmeyin. SAYGILAR
      • Zuhal Kara Başaran

        Varoluşun en dipten sorgulandığı, insanın kendi karanlığıyla yüzleştiği bir içsel ağıt gibi Hocam.Zaman zaman aidiyetsizliğin kıyısında salınırken, hem kendimizle hem de çürümüş bir düzenin temsilcileriyle hepimiz adına hesaplaşmışsınız gibi... Adaletsizliğin, bencilliğin ve suskunluğun alegorisine dönüşen solucanlar harika...

      Yazarın Diğer Yazıları

      • Benlik parçalanması

        27 Nisan 2026
      • İnanç Kıskacında Birey, Toplumsal Kutuplaşma ve Cumhuriyet Medeniyeti

        03 Mart 2026
      • Bir Çocuğun Gülüşünde Saklı Yaşamın Gerçek Anlamı

        22 Ocak 2026
      • Bu Toprakların Sırrı: Kardeşliğin Yenilmezliği

        21 Kasım 2025
      • Doymayan İnsan: Gücün Açlığı ve Toplumsal Çürüme

        29 Eylül 2025
      • İkiyüzlülüğün Banknotu: Bir Ülkenin Özeti

        06 Ağustos 2025
      • Araftaki Solucanlar: Varlık, Hırs ve Öğrenilmiş Çaresizlik

        03 Temmuz 2025
      • Kendini Yitiren İnsan, Bir Hiçliğe Yolculuk

        31 Mayıs 2025
      • Maddenin Gölgesinde İnsan

        15 Mayıs 2025
      • Adaletin Körlüğü: Evrensel Bir Hakikat"

        10 Nisan 2025
      • Zihinsel Eylem

        04 Mart 2025
    • Haberler
      • Yazarlık Yolculuğunda Büyük Başarı: Elif Turan 4. Kitabı "Asya’nın Dünyası" ile Okurlarıyla Buluşuyor
        Yazarlık Yolculuğunda Büyük Başarı: Elif Turan 4. Kitabı "Asya’nın Dünyası" ile Okurlarıyla Buluşuyor
      • Hatay’da Eğitim Seferberliği: Deprem Sonrası 232. Okul Açıldı
        Hatay’da Eğitim Seferberliği: Deprem Sonrası 232. Okul Açıldı
      • 2026 Yılında HIV Yayılımı Neden Kontrolsüz Bir Tehlikeye Dönüştü
        2026 Yılında HIV Yayılımı Neden Kontrolsüz Bir Tehlikeye Dönüştü
      • İzmir Reklam Dünyasında Yeni Dönem: Style Ajans Hizmete Girdi!
        İzmir Reklam Dünyasında Yeni Dönem: Style Ajans Hizmete Girdi!
      • Defne’nin Geleceği İçin Dev Koordinasyon: Başkan Öntürk Sahada!
        Defne’nin Geleceği İçin Dev Koordinasyon: Başkan Öntürk Sahada!
      • Mustafa Söğüt: "Şiir Yazarken Aslında Sustuğum Her Şeyi Konuşturuyorum"
        Mustafa Söğüt: "Şiir Yazarken Aslında Sustuğum Her Şeyi Konuşturuyorum"
      • Antakya Çevre Koruma Derneği’nden Çernobil Yıldönümünde Sert Uyarı: “Bu Bir Kader Değil, Tercihtir!
        Antakya Çevre Koruma Derneği’nden Çernobil Yıldönümünde Sert Uyarı: “Bu Bir Kader Değil, Tercihtir!
      • Antakya'nın Diriliş Muştusu: Patrik 10. Yuhanna Yıkıntılar Arasında Umut Dağıttı
        Antakya'nın Diriliş Muştusu: Patrik 10. Yuhanna Yıkıntılar Arasında Umut Dağıttı
      • Edebiyatın Tescilli Markası Mustafa Çifci’den Büyük Başarı: "Duygusal Ayrılık" 2. Baskısında!
        Edebiyatın Tescilli Markası Mustafa Çifci’den Büyük Başarı: "Duygusal Ayrılık" 2. Baskısında!
      • İskenderun’da Dev Obruk Paniği: Şantiye Sahası Metrelerce Derine Çöktü!
        İskenderun’da Dev Obruk Paniği: Şantiye Sahası Metrelerce Derine Çöktü!
      İstanbul nöbetçi eczaneleri
      Bizi takip edin
      • facebook
      • Twitter
      • İnstagram
      • Youtube
  • EDEBİYAT MAGAZİN GAZETESİ
    • Künye
    • Kvkk Aydınlatma Metni
    • Çerez Politikası
    • Topluluk Kuralları
    • Yazıların Sorumluluğu
    • İletişim ve Sosyal Medya
    • HAKKIMIZDA
    • MİSYONUMUZ
    • VİZYONUMUZ
SOSYAL MEDYA BAĞLANTILARI
  • facebook
  • Twitter
  • instagram
  • Linkedin
  • Youtube
© 2017 e-magazin.tv Tüm Hakları Saklıdır.
  • Haber Gönder
  • Firma Ekle
  • İlan Ekle
Haber Yazılım